Myspace LayoutsGet your layout at Myspace Layouts
 
SEVGİLİDEN MEKTUPLAR
Aşk Menüsü  
  Ana Sayfa
  Tasavvuf
  Tasavvufi Sohbetler
  => Tasavvufun Tarifi
  => Tasavvuf Ve Tevbe
  => İrşad Nedir? Mürşid Kimdir?
  => Nakşibendiyye Tarikatı -1-
  => Nakşibendiyye Tarikatı -2-
  => Esaretten Hürriyete 1
  => Esaretten Hürriyete 2
  => Allah İle Kul Arasına Girmek
  => Rabıta
  => Tevessül Ve Vesile
  => Kutbül İrşad Ve Tasarruf
  => Mürşide Teslimiyet Kölelik Mi?
  => Veliye Hürmetin Ölçüsü
  => Kerameti İnkar Etmek
  => Kur'an-ı Kendisine Göre Yorumlayanlar -1-
  => Kur'an-ı Kendine Göre Yorumlayanlar -2-
  => Tasavvufta Edeb
  => Teslimiyet Destanı
  => Gözümün Nuru Namaz
  => Tasavvuf Hayatımızın Neresinde?
  Tasavvufun Tarihçesi
  Tasavvuf Edebiyatı
  Tasavvufi Şiirler
  Nakşibendiyye Silsilesi
  Son Peygamber
  Kimdir?
  Hayatı -Geniş Anlatımlı-
  Aşk
  Aşk...
  Aşk Nedir?
  Aşk'a Dair...
  Sohbetler
  Temel Dini Bilgiler
  Görüntülü Sohbetler
  Kıssadan Hisse...
  Allah Ve Resulünden...
  Kur-an'ı Kerim
  Veda Hutbesi
  Naatlar
  Kırk Hadis
  Esmaül Hüsna
  Tarih
  İslam Tarihi
  Osmanlı Tarihi
  Büyüklerden İbretli Sözler
  Efendimizden
  Yunustan
  Mevlanadan
  Çocuk
  Namaz Anlatımı -Resimli-
  Faydalı
  Fotoğraf Galerimiz
  Faydalı İlimler
  Semerkand
  Kaside-İlahi
  Radyoonbeş Dinle
  Anket
  İletişim
  İletişim 312
  Ziyaretçi Defteri
Esaretten Hürriyete 2

Esaretten Hürriyete - 2      
Yazan Dr. Mustafa BAHADIROĞLU   
 
bahadir3.jpg
 
 
 
“Sana ağır gelen o bir secde var ya, binlerce secdeden alıp kurtarır seni.”
                                                        Muhammed İkbal

“Hâkimiyet Hakk’ındır düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti Hakk’a kölelikte bulan bir gençlik…”                                               

                                                          Necip Fazıl

 
 
 
 
Arzuların ilahlaştırıldığı, hayvanileşmeye medeniyet ya da çağdaşlık adının verildiği, nefis ve şeytanın kulluğuna özgürlük-hürriyet denildiği, sapkınlığın kol gezdiği bir dünyada yaşıyoruz. Batılı anlayışa göre hürriyet, her türlü bozuk ahlâkın ve fasit düşüncenin dayanağı sayılmakta, başkalarına zarar vermemek şartıyla işlenen bilumum rezalet ve sefahat hoş karşılanmaktadır.

 

His ve heveslerinin esiri olan herkes, Allah Resulü’nün s.a.v. tebliğ ettiği hakikatler yerine kendi yaşayış biçimini “Müslümanlık” ya da “dindarlık” ölçüsü olarak almaktadır. Daha doğrusu inandığı gibi yaşayamadığı için, yaşadığı gibi inanmaktadır. “Bana göre” kaydıyla yorumladığı bütün meselelerde, aslında “arzu ve heveslerime göre” demek istemekte, his ve heveslere göre müslüman olunamayacağını kestirememektedir. Her “bana göre” deyişte birçok iman hakikatini reddetmek gibi dalâlete düştüğünü, fitne ve fikrî anarşiye sebep olduğunu anlayamamaktadır.

 

Yukarıdaki hadis-i şerifte (yazının 1.bölümünde geçen) “mümin olamazlar” ifadesini yorumlayan Aliyyü’l-Kârî, bu zümrenin sonuçta ya imânını yitireceğine, ya da her zaman yitirilmeye namzet zayıf, taklidî bir imanla “fasık” olacağını belirtmektedir. Ona göre, “Hz. Peygamberin tebligatı içinde yer alan Allah’ın emir ve yasaklarına uymayı his ve heveslerine kabul ettiremeyen kimse kâmil mü'min olamaz. (Mirkat). İşin hakikati de budur. Ya –Allah korusun- îmanını tamamen kaybeder ya da en iyi ihtimalle mücrim bir günahkâr olur. Kur’an-ı Kerim’de Allah Resulü’nün tebliğ ettiği dini ve onun verdiği hükümleri hazmedip hevasına kabul ettiremeyenler için şöyle buyrulmaktadır: "Yok yok, Rabbına and olsun ki, onlar, aralarında çıkan çapraşık işlerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiç bir dargınlık duymaksızın tam bir bağlılıkla teslim olmadıkça iman etmiş olamazlar" (Nisa, 4/65)

 

Sureten, kıl ipliği ile Hz. Peygamber’in s.a.v. tebligatına bağlı olan bir kimsenin imanı son nefeste yeterli olur mu? Böyle zayıf, nahif bir imanı şeytana kaptırmadan ahirete gidebilir mi? Bu hususlar da üzerinde ciddiyetle durulması gereken ayrı konulardır. Netice itibariyle meseleye nereden bakılırsa bakılsın hakiki hürriyeti elde etmeyen kimsenin imanı tehlikededir. Allah Teâlâ Hazretleri’nin inayeti yetişmezse kurtuluşu zordur. Büyüklerin dua ve himmetiyle O’nun inayetine sığınırız.

 

Hürriyetin Merhaleleri

 

Her mertebede hürriyete ihtiyaç vardır. Avam ve halkın hürriyeti nefsin arzularına kul olmaktan kurtulmakla gerçekleşir. Hakk’ın iradesinde fani olan veliler, Allah’ın muradına göre hareket edip şahsi iradelerine kul olmaktan kurtulurlarsa hür olurlar. Nurların nurunun tecellisinde mahv ve yok olan seçkinler ise, her çeşit kayıt ve eserlere kul olmaktan kurtuldukları zaman hürriyete kavuşurlar. Bunlar insan-ı kâmil olmaları hasebiyle birer denge unsuru olarak insan olmanın modelini oluşturan zatlardır. Zahiren savaş esiri ve köle olsalar bile gerçekte hürdürler.

 
Bilâl-i Habeşî Hazretleri gibi, zahirde esir ya da köle olan nice büyük kametler vardır ki, şeklen bukağı ve zincirler içinde olmasına rağmen asil vicdanlarının hür semalarında uçup yükselmişlerdir. Yine görünüşte saraylarda ihtişam ve debdebe ile yaşayan nice kimseler vardır ki, baş aşağı giderken gerçek hürriyetin zevkini hiçbir zaman tadamamışlardır.

 

Allah’a Kulluk

 
İmam-ı Gazali, İmam Kuşeyri ve Seyyid Abdülhakim Bilvanisi Hazretleri’nin tariflerinden çıkan ortak sonuca göre hürriyet: “Masivanın (Allah'tan gayrısının) esaretinden kurtularak Allah’a kul (Abdullah) olmaktır.” Nitekim Ebu Nasr Serrac Hazretleri de hürriyeti bu şekilde tanımlamıştır. (el-Lüma’) Yukarıda mevzuumuzun başında ele alınan hadis-i şerifte istenen de budur. Yani, Hz. Peygamberin getirdiklerine uymayı his ve heveslere kabul ettirmektir. Allah u Teâlâ’ya itaat ve ibadet de böylece gerçekleşmiş, hürriyet ve kâmil îman elde edilmiş olur.

 

bahadir4.jpgKişi ancak Allah’a kulluk etmekle kendisi gibi olabilir. Hürriyet, insanın olduğu gibi davranması, fıtratını zorlamamasıdır. Zira insanın bütün duygu ve cihazları (fıtratı) buna göre yaratılmıştır. İnsan bir cihaz satın aldığı zaman yanında o cihazın ne için imal edildiğini, randıman vermesi için nasıl kullanılacağını beyan eden katalog verilir. Katalogda yazılı olan şartlara riayet edilirse cihaz bozulmaz ve ondan verim alınır. Aksi halde arıza yapar ve bir işe yaramaz. Misalimizdeki cihaz insan; katalog ise Kur’an-ı mu’cizü’l-beyandır. Bütün varlığı yaratan Halik-ı Zü’l-celâl Hazretleri o kitapta insanı kendisine kulluk için yarattığını açıkça beyan etmiştir. (Zariyat, 51/56) O’na kulluk edenler meleklerin seviyesine yükselir, hatta onları geçerken nefsine kulluk edenler hayvanların seviyesine veya daha aşağıda şeytanların derekesine düşer. Ne kendisine, ne insanlara ne de diğer varlıklara faydası dokunur. Çevresindekilere acı ve ıstıraptan başka bir şey veremez. Para, şöhret, mevki ve kadından ibaret dünyasında, hedefine ulaşamadığı zaman ruhi dengesizlikler meydana gelir. Ya sonunda intihar eder veya bedbaht bir hayat yaşar.

 

 

Şayet insan, “Ben Allah’a kulluk etmeyeceğim, hür yaşayacağım” derse yine de kul olmaktan kurtu­lamaz. Fakat bu sefer nefsine veya bütünüyle masivaya kulluk eder. Kendisi (fıtratının gereği) gibi olamadığı, onu ters çevirdiği için hürriyetini kaybederek tam bir esaret boyunduruğu altına girer.

 
Hz. Peygamber’in s.a.v. en yüce makamı ve insanoğlunun sahip olduğu mânevî mertebelerin en yükseği abdiyettir. Kelime-i şehadette: “Abdühu ve Resûlühû denir. Bu ifade: “Hz. Peygamber önce Allah’ın kulu, sonra resûlüdür.” Anlamına geldiğinden abdiyet (kulluk) risaletten de nübüvvetten de önce gelir. Hak Teâlâ Hazretleri, Allah Resulü’nü s.a.v. “kul peygamber ile Sultan peygamber” olma arasında muhayyer bırakınca Resulullah hiç tereddüt etmeden kul peygamber olmayı tercih etmişti. Çünkü Allah’a tam kul olmak, mâsivâya karşı tam hür olmak demektir. Bu yüzden Hz. Peygamber’in bir ismi de Allah’ın kulu (Abdullah) dur.

 

Peygamberlere ve Velilere Kulluk

 

Yaratılan bütün varlıklar masivadır. Yani Allah’ın dışındaki varlıklardır. Bu mânâda insanlar, peygamberler ve Allah dostları da birer masivadır. Ancak, Cenab-ı Hak c.c. Masivanın bir kısmından razı iken diğer bir kısmından razı değildir. Mesela, müttaki müminlerden hoşnut olduğu hâlde kâfirlerden ve onların işlerinden hoşnut değildir.

 
Cenab-ı Hak c.c. razı olduğu kullarından peygamberlere itaati farz kılmış, onlara isyan etmenin Allah’a isyan olduğunu belirtmiştir. (Nisa, 4/80) O bakımdan Hz. Peygamber’e s.a.v. uymadan, Allah’ın rızasını kazanmak mümkün değildir. Hatta O’nu anadan, babadan, çocuklardan ve kendinden daha fazla sevmedikçe kâmil mümin olunamaz. (Buhari, Müslim)

 

Aynı şekilde insanlara Allah ve Resulü’nü sevdiren, onlara itaati emreden takva sahibi müminlerden de Cenab-ı Hak c.c. hoşnuttur. “Allah onlardan razıdır. Onlar da Allah'tan razıdır.” (Beyyine, 98/8) Bunlardan irşada ehil ve izinli olanlara itaat edilmesi emredilmekte ve "Allah'a, Rasulû'ne ve sizden olan ülü'l-emr'e itaat edin." (Nisa, 4/59) "Bana yönelen kimsenin yoluna uy" (Lokman, 31/15) buyrulmaktadır. Peygamber Efendimiz s.a.v. de: “Başınızdaki kimse gözü kör, ayağı topal, rengi siyah bir köle de olsa, sizi Allah’ın Kitabı’na göre sevk ve idare ettiği sürece onun sözünü dinleyip emirlerine itaat edin.” (Buharî, Müslim, Nesaî) diye emretmektedir.

 

Demek ki, Masivanın bir bölümünden Allah u Teâlâ Hazretleri razı ve hoşnut olmakta, onlardan bir kısmına tabi olup itaat etmememizi bizzat kendisi istemektedir. Çünkü asıl itaat edilen onlar değil Cenab-ı Zü’l-Celâl Hazretleri’dir. Onlara itaat etmekle kalp Allah’a bağlanmakta, kötü ahlâktan kurtulup O’nun edebiyle edeplenmektedir. Böylece insan nefsin, şeytanın ve dünyanın maskarası olmaktan kurtularak hürriyeti elde etmektedir. Onların vazifesi insanı Allah’a teslim ederek hürriyetine kavuşturmaktır. Hakk’a teslim ettikten sonra bir ölçüde kendileri devreden çıkarlar. Ondan sonra sadece dualarıyla destek olurlar. Şu hâlde şeyhe kul, köle olmanın mânâsı, gerekli tedavi ve cerrahi operasyon için severek onla teslim olmak demektir. Yoksa -hâşâ- onlara ibadet-ü taatte bulunmak değildir. Bu teslimiyet olmadan tedavi mümkün olmaz. Maharetli bir doktorun önüne ameliyat için yatan kimsenin, cerraha: “Neşteri şuraya vur, buraya vurma” şeklinde itiraz etmesi halinde sağlıklı bir ameliyat yapılamayacağı meydandadır.

 

İşte bu yüzden dervişler şeyhlerine, şeyhlerinin vesilesiyle Hz. Resulullah’a s.a.v., O’nun vesilesiyle de Allah’a kul olmayı büyük bir şeref sayarlar. Zira hürriyet, onlara kul, köle olmakla tahsil edilebilir. Cihan padişahı Yavuz Sultan Selim bu hakikati şu beytiyle gayet güzel terennüm etmektedir:

 
Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru davâ imiş

 

 

Bir velîye bende olmak cümleden a’lâ imiş.

 

İşin aslına bakılırsa tarih boyunca mürşit eğitiminden geçmeden hürriyetini kazanan bir kimseye rastlanmamıştır. Milyonlarca Allah dostu, ya doğrudan kâmil bir mürşidin eğitimine girmiş veya en azından takva sahibi kimselerle karşılaşmış, onların sohbetlerinde bulunmuşlardır.

 
Dr. Mustafa BAHADIROĞLU

Oyla...  
 

Semerkand Dergisi'ni Takip Ediyor musunuz?
Evet
Hayır
Elime Geçerse Bir Karıştırıyorum

(Sonucu göster)


 
Reklam  
   
Ayın Konusu  
   
En Güzelden En Güzel Dua  
  Ey Rabbim! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsızlıktan, kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yapdığını insanların duyması ve met hetmeleri için yapmaktan, riyadan, sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, abraslıktan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.
(Hadis-i Şerif)
 
Merhaba Ey Aşkı Baki  
 


 
Yarim Yarim  
 

Yarim Yarim

İşte gidiyorum yalan dünyadan
Vuslata ermeden sana doymadan
Dua et koşarak gelip arkamdan
Kabrimde göz yaşı dök yarim yarim

Bilmedim ne yaptım neydi ki suçum
Ağlarken göz yaşı dolar avucum
Mezarda bekliyor seni baş ucum
Seneden seneye gel yarim yarim

Bir acı kalbimin orda bir yerde
Dinmiyor sızısı çok derinlerde
Unuttun sormadın acep ne halde
Aklına düşersem sor yarim yarim

Ne idim ne oldum halim perişan
Gözümden gitmiyor suretin bir an
Gün olur gelip te beni ararsan
Mezarlık adresim bil yarim yarim 

 
Şu An 3 ziyaretçi buradalar.
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=