Myspace LayoutsGet your layout at Myspace Layouts
 
SEVGİLİDEN MEKTUPLAR
Aşk Menüsü  
  Ana Sayfa
  Tasavvuf
  Tasavvufi Sohbetler
  Tasavvufun Tarihçesi
  Tasavvuf Edebiyatı
  Tasavvufi Şiirler
  Nakşibendiyye Silsilesi
  Son Peygamber
  Kimdir?
  Hayatı -Geniş Anlatımlı-
  Aşk
  Aşk...
  Aşk Nedir?
  Aşk'a Dair...
  Sohbetler
  Temel Dini Bilgiler
  => Allah'a İman
  => Kitaplara İman
  => Peygamberlere İman
  => Ahirete İman
  => Dua
  => Kur'an Ahlakı
  => İtikadda Ölçü
  => Temel Kavramlar
  => Kur'an Üzerine
  => Tevhidi Bilinçlenme
  => Kurban
  => 21. YÜZYILDA NOEL
  Görüntülü Sohbetler
  Kıssadan Hisse...
  Allah Ve Resulünden...
  Kur-an'ı Kerim
  Veda Hutbesi
  Naatlar
  Kırk Hadis
  Esmaül Hüsna
  Tarih
  İslam Tarihi
  Osmanlı Tarihi
  Büyüklerden İbretli Sözler
  Efendimizden
  Yunustan
  Mevlanadan
  Çocuk
  Namaz Anlatımı -Resimli-
  Faydalı
  Fotoğraf Galerimiz
  Faydalı İlimler
  Semerkand
  Kaside-İlahi
  Radyoonbeş Dinle
  Anket
  İletişim
  İletişim 312
  Ziyaretçi Defteri
Allah'a İman
Allah'ı (c.c) Gereğince Takdir Etmek
"Bunlar Allah'ın gücünü gereğince kavrayıp değerlendiremiyorlar. Oysa Allah ,her şeyi hükmü altında tutan en yüce iktidar sahibidir"(22/Hac,74)

Allah'ı gereğince takdir etmek demek;ilahi kudret ve nitelikleri Allah’tan başka varlıklara ;insanlara,insan ürünü otoritelere,çeşitli dikitlere,içi kof dışı şeytan tarafından süslü gösterilmiş kavramlara ,hulasa soyut ve somut hiçbir güce hak etmediği konumu vermemektir. 1

Allah'ı gerçek yönleri ile tanımak ve teslim olmak zorunludur. Çünkü ilahlığa layık tek güç Allah’tır. Bu yüzden çeşitli ilahlar tasarlayarak Rabbimizden daha öncelikli varlıklara hak etmedikleri üstünlükler vehmedenler dünyanın en büyük bilim adamı da olsa cahildir.  Zümer suresi(39),62-64. ayetlerdeki Rabbimizin beyanları ,heva ve hevesleri doğrultusunda hareket ederek dünyanın geçici menfaatlerini amaçlayıp putlar üretenlerin cahil oldukları doğrultusundadır.

En büyük zulüm ve cehalet Allah’tan başka güçlere ilahlık yakıştırmaktır. Zulüm işleyerek imanın gönüllerde meydana getirdiği aydınlığı karartmayanlardan En’am suresi (6),82. ayette şöyle söz edilmektedir: ”imana ermiş olan ve zulüm (şirk)işleyerek imanlarını karartmayanlar ,işte onlardır güven içinde olacak olanlar ,çünkü doğru yolu bulanlar onlardır . ”

Allah’ın adını yüceltmek somut bir görevdir. Mü’minler Allah’ın isminin rencide edici bir şekilde gündeme gelmesine yol açabilecek aşırı davranışlardan uzak durmalıdırlar. Örneğin En’am suresi(6),108. ayette başkalarının saygın bulduğu ilahlara “sövmek”gibi aşırı tavırlar yasaklanmaktadır. Çünkü bu tür bir tavırlar karşılıklı küfürleşmeye yol açacağından sonuçta faydadan çok zarar getirecektir. 


I-Allah’ı Gereğince Takdir Etmek Kur’âni Bir Tevhid inancı ile Mümkündür

Lugat anlamıyla Tevhid ;bir şeyin tek olduğunu bilmek ve buna hüküm vermektir. 2

Kavram olarak ise Allah’ı yaratılmışların bütün tasavvurlarından ve tahayyüllerinden tenzih etmektir. Tevhidin insanlarla ilgili yönü ise,kulların yaratıcı ile olan ilişkilerinde istiğnadan vazgeçip takva ile Rabbine boyun eğip O’ndan başka boyun eğilecek güç tanımamasıdır.

Allah'a itaat ve kulluk ile Tağut'a itaat ters orantılıdır. Tevhid inancının olmazsa olmaz birincil ilkesi Allah’ın rızasına uygun hareket etmeyen bütün güç odakları ile mesafeli durmaktır. İnsanlığın işlediği en büyük zulüm ve günah olan şirk;Allah’a iman ettiği halde şeytani güçlere,tağuti otoritelere teslim olmak veya bunların örgütleyicisi olmaktır. Nisa suresi (4),60. ayette böyle kimseler dalalette olmakla nitelenlendirilmişlerdir. Bu yüzden bütün peygamberlerin mesajı “Allah’a kulluk,tağutu red “esası üzerine bina edilmiştir.

“Gerçek şu ki,Biz her toplumun içinden ‘Allah’a kulluk edin ,tağuttan kaçının’diye bir elçi çıkardık. . . ”(16/Nahl,36. )3

Nisa suresi (4),76. ayette şeytani düzenlere ve şer güçlere uymayı reddetmeden Allah’a iman etmenin bir değer taşımayacağı ifade edilmiştir: ”İmana ermiş olanlar Allah yolunda savaşırlar,kafirler ise Tağutlar uğrunda . O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın ;şeytanın hile ve tuzakları kesinlikle zayıftır. ”

Tağuti güçlerin bütün türlerini inkar etmeden iman etmek,ilahi rızayı kazanmak için yeterli değildir. Ancak tağutlar her zaman dışarıda aranmamalıdır. İnsanın kötü tutkularını denetleyememesi,şehvetlerinin esiri domuzlar gibi davranması, ne zaman, nerede ne yapacağı belli olmayan maymunlar gibi hareket etmesi Maide suresi (5),60. ayette Allah’a itaatten çıkan bazı yahudiler özelinde işlerinde taşkınlık yapanlar da Rabbimiz tarafından tağuta (kendi nefsinin kötü arzularına)kulluk yapmakla suçlanmışlardır. 

İnsanoğlunun” şirk koşmadan inanmak istememek”gibi bir zaafının dünya sınavında bir deneme aracı olarak fertlerin ve toplumların karakterinde yerleşik olduğunu ,bir çok ayetin muhkem ifadelerinden anlamaktayız: ”Onların çoğu başka varlıklara da ilahi nitelikler yakıştırmaksızın inanmak istemezler. ”(12/Yusuf,106. )

Bu insanın özünden gelen deruni baskıya rağmen tevhid dininin gereklerini yerine getirenler,işte ilahi kurtuluşa,bitimsiz Rabbani lutufların ebedi nimet yurtlarına yerleşeceklerdir.  Tevhid inancının başı ; uluhiyette ,rububiyette ve onların gereği olan ubudiyette Allah’ı birlemektir.

A- Uluhiyette Tevhid:

Ragıb el-İsfehani İlah kelimesinin kavramsal anlamını şöyle izah etmektedir: ”İbadet etmek suretiyle tapılan,yarattıklarının ihtiyaçlarını gören ,onları yöneten,her şeyin kendisine boyun eğdiği ,gözlerin idrak edemediği,(akılla kavranan )güç ve kuvvetin yegane sahibi olan kimse”4

Uluhiyette Tevhid’in ilk adımı ;yaratıcı bir ilah tasavvurunu kabul etmektir. Bütüncül bir tevhidi anlayışa sahip olmak için yeterli olmasa da,tahkiki bir kabule ulaşmadan önce yapılması gereken ilk iştir. Kasas suresi (28),68-70. ayetlerin mesajı ; uluhiyette tevhidin tebliğinin başlama noktasının “Yaratıcı bir ilah”fikrinin olması gerektiğini imlemektedir. Kur’an vahyinin ilk suresi olan Alak’ta da Allah’ın ilk anılan sıfatı Hâlık’tır.

Uluhiyette Tevhid tarih boyunca peygamberlere tebliğ edilmiş bütün ilahi vahiylerin ana esasını oluşturmuştur.  ilahi kelam ile lutuflandırılmış tüm peygamberler aynı Tevhid kelimesi için mücadele etmişlerdir. Ali imran suresinde bu husus şöyle beyan edilmektedir: ”De ki : ’Ey geçmiş vahyin izleyicileri!Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin!Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceğiz ,O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte insanları rab edinmeyeceğiz . Ve eğer bu gerçekten yüz çevirirlerse de ki: Şahit olun ki biz kendimizi O’na teslim etmişiz. ”(3/Ali imran,64. )5

İnsanların uluhiyette şirke bulaşmalarının nedeni,sahte sevgi bağları oluşturduğu için,dünyevi menfaat teminine yaradıkları içindir. Uluhiyette şirk koşulan şeyler; ister kemiyeti olan somut bir nesne olsun ,ister taparcasına bağlılık gösterilen beşeri değerlerin soyut ve simgesel ilkeleri,kavramları ,kanunları olsun;isterse ins ve cin şeytanlarının ayartarak fitneye düşürme oyunları olsun bazı dünyevi faydaların araçları olarak kullanılırlar. 6

Bakara suresi 255. ayette ilah olarak Allah’ı birlemenin ölçüleri özet olarak beyan edilmektedir. Buna göre uluhiyette tevhidin esasları şunlardır:

1-Allah’tan başka ilah yoktur. 2-Kayyum’dur;kendi kendine yeterli tek varlıktır. 3-Her zaman diridir(Hay),O’nu ne uyku tutar ne de uyuklama. 4-Göklerde ve yerde O’nundur. Allah’ın sonsuz kudret ve egemenliğine yarattıklarını denetim altında tutup yönetmek zor gelmez. Çünkü O,izzetini koruyabilecek sonsuz bir gücü olan Âli,Aziym bir ilahtır. 5-O,dilemedikçe ilminden hiçbir şey elde edilemez,hiçbir şey kavranamaz. 6-Allah’ın izin vermediği hiçbir güç şefaat(yardım ve kayırma)etme yetkisine sahip değildir. Şâfî olan O’dur. 7

Uluhiyette Tevhid’in insan davranışları ilgili esası,Allah’ın dışında saygı gösterilen bütün ilahları reddedip rağbeti,sevgiyi,ihtimamı nihai anlamda O’na has kılmaktır. Her tür ortaktan müstağni olan Allah’a takva elbisesi ile yaklaşmak,O’nun razı olmadığı güçlerle dostluk kurmamakla,şeytani işlerden beri olmakla mümkün olmaktadır. Uluhiyetin insan davranışlarına yansıması gerekir. Tevekkülü Allah’a has kılmak,O’nu işlerimizin vekili olarak addetmek,gücendirmekten çekinmek,bütün ümitleri O’na bağlamak nihai yardım dileme mercii olarak sadece O’nu görmek Uluhiyette Tevhid’in gereklerindendir.

B-Rububiyette Tevhid:

Rab kelimesi Kur’an’da Allah için en çok kullanılan 8 isim sıfattır. Kur’an indirilmeden önce Cahiliyye dünya görüşü içerisinde insanlar için kullanılan bir sıfat olan Rab,o dönemde sahip,efendi,amir,kabilenin reisi, bir yerin hakimi anlamında kullanılmaktaydı. Cahiliyyenin egemenleri Allah’ın sıfatlarını,kurdukları sömürü düzenini ayakta tutmaları için bazı kişilere veya şahıslaştırdıkları varlıklara vererek şirk dinini üretmişlerdir.

Kur’an’da Rab,her şeyin sahibi,eşşiz efendi,yarattığı varlıkların rızkı ve ihtiyaçları ile ilgilenmeye devam eden,onları ve kendi hallerine başı boş bir vaziyette bırakmayan,varettikleri üzerinde tasarrufta bulunmaya devam eden,onların durumlarını düzeltip tesfiye eden Kainat’ın yegane hakimi anlamlarında kullanılmıştır. Şuara suresi(26),69-83. ayetlerin genel mesajı,İbrahim peygamber bağlamında Rab sıfatı Allah’ın yarattıktan sonra ilgi ve alakasını insanlardan kesmediği şeklindedir. Bu yüzden Allah’ın Dini’nin muhkem kaynağı nübüvvet vahyi ile insan hayatının irtibatını kesmek, O’nun rab sıfatına eş koşmaktır.
. Mekki ayetlerde Rab kelimesi yirmi kadar değişik varlığa nisbet edimiştir: doğu,batı,arş,gökler,yer,şi’ra yıldızı,alemler v. b . 9

Bazı ayetlerlerde ise Rab, egemenliği tartışılmayan ,buyruğuna tam olarak uyulan kudretli hükümdar manasında geçmektedir. O,bütün alemlerin,gökleri ve yeri kaplayan büyük kudret tahtının sahibidir.

Bu sıfatın Allah’a aidiyeti konusunda on Mekke’deki üç yıllık tebliğ faaliyetinden sonra, zihinlerde bir kuşku kalmadığından dolayı Medine’de indirilen ayetlerde sadece alemlere muzaaf(Alemlerin rabbi)olarak kullanılmıştır.

Eğitici anlamına gelen ve özne bir isim olan Mürebbi kelimesi Rab ile aynı kökten türetilmiştir. Terbiye etmek,bir şeyi iyice düzeltip olgunlaştırana kadar yavaş yavaş geliştirmek demektir. Yusuf suresi(12),23. ayette bu anlamda geçmektedir. Bu ayette Hz. Yusuf hizmet ettiği evin efendisi için rab sıfatını kullanmaktadır. Fakat Yusuf peygamber kendisini eğittiği,geçimini sağladığı için sıradan bir kelime olarak rab sıfatını evin efendisine uygun görmektedir. Yoksa nihai anlamda rab,sadece Allah’tır. Zaten kıssa bütünüyle okunduğunda Yusuf peygamberin “insanlara itaatin kayıtsız şartsız olmadığı”ilkesini va’z eden Tevhid Dini İslam’ın ana esaslarından sapmadığını evin hanımefendisi(Rabbetü’l-beyt)’nin ahlaksız teklifine itaat etmeyerek göstermiştir. 10

Allah için kullanıldığında Rab Kur’an’da,yarattıklarını barındırıp besleyen ,içinde bulundukları duruma kayıtsız kalmayan, yakından ilgilenen,gözeten,kulları ile arasında her hangi bir kopukluk bulunmayan ilah anlamında geçmektedir. Kureyş suresi 3-4. ayetler bağlamında ifade edersek Allah açlıktan kurtarıp doyuran,korkudan kullarını güvene kavuşturan,emniyetlerini sağlayan bir ilahtır. Allah’a bollukta yönelmek ,darlıkta unutmak;sıkıntı esnasında yalvarıp refaha ve güvene erince terketmek ;Nahl suresi (16),53-54. ayetlerde kınanarak Rububiyette şirk koşmak olarak vasfedilmiştir. O halde Kureyş suresi ayetlerinde de belirtildiği gibi Allah’tan başka hiçbir güç doyurduğu ,emniyeti sağladığı ,barındırdığı için insanları kendisine nihai anlamda kayıtsız şartsız saygı göstererek ibadet etmeye çağıramaz. Çünkü nihai anlamda huzur ve güvenin yegane kaynağı Mü’min sıfatına haiz olan Allah’tır.

Allah’ın Rab sıfatı aynı zamanda ,sözünü varlıklara geçirmede boşluk kabul etmeyen tartışmasız bir güç ve otorite sahibi olan ilah manasında bir çok ayette geçmektedir. O,yarattıklarının kontrol ve denetimini elinde tutmaya devam eden bir ilahtır.  En’am suresi(6),38. ayetin mubin beyanından öğrendiğimize göre rab sıfatı, Allah’ın yarattıklarını başına buyruk bırakmadığı ,kendi hallerine terketmediği, onlardan yeryüzünde sorumlu bir kul olmalarını beklediği hakikatini ifade etmektedir.

Haram helal sınırlarını çizmek sadece Allah’ın hakkıdır. Bu yüzden Allah’ın haram kıldığını helal,helal kıldığını haram kılan, ve Üzeyir peygamberi tanrısal bir otorite sahibi gibi gösteren yahuki din bilginleri, İsa peygambere ilahlık yakıştıran Hristiyan rahipleri Kur’an’da şirk koşmakla suçlanmışlardır. Dine yeni kurallar eklemek,bazı kuralları mesajın bütünlüğünden kopararak Tağutlardan aferin almak için yorumlamak,bazı ilahi yasaları zaman ve zemin bahanesiyle nesh etmeye/ilga etmeye çalışmak bir Rableşme çabası olup bu durum Tevbe suresi 31. ayette şöyle beyan edilmektedir:

“Hahamlarını ,rahiplerini,bir de Meryem oğlu Mesih’i Allah’la beraber rableri olarak gördüler. oysa tek ilahtan başkasına kulluk etmekle emrolunmuş değillerdi. O’ndan başka ilah yoktur. Sınırsız kudret ve izzetiyle O,ortak koştukları her şeyden bütünüyle uzaktır,yücedir. ”11

Müşrik din bilginleri bazı ayetleri rafa kaldırmaya ,bazılarını tahrif etmeye yeltenirken ,şeytani otoriteleri razı etmek için dillerini eğip bükerlerken Rasulullah’ın Kur’an ile irtibatını kesip, yerine şerre yardakçılık yapmak için çalışan kendi hevalarını koyarlarken Allah’ın ayetlerine karşı takındıkları ciddiyetsiz tavır açıkça gözükmektedir. Fatır suresi (35),5. ayette belirtildiği gibi Allah adına kandıran bu sözde din uzmanları, dünyevi efendileri ve kurdukları düzenin yasalarına iş gelip çatınca ya hiç konuşmamakta ya da son derece saygılı bir dil kullanmaktadırlar. Bu ibretlik tavır da kime kulluk ettiklerini gösteren bir kanıt olarak ,olaylara ilahi hikmetin ölçülerine göre bakanların gözünden kaçmayacak şekilde her vesvese pazarında yaşanmaktadır. 12

Firavun gibi zalimler, beşeri müdahaleye zaten kapalı bulunan bütün bir evrenin bağlı olduğu nizam üzerinde tasarruf sahibi olduklarını iddia etmemişlerdir. Tağutlar;Allah’ın göklerdeki Rabliğine eş koştuklarını iddia edecek kadar zekadan yoksun değildirler.  Onlar insan toplumlarında irade özgürlüğüne açık bırakılan ,yasama,yürütme ve yargının uygulama ilkelerini belirleme konusunda yaptıkları kanunları ilahi hukukun denetimine tabi tutmadıkları için yeryüzündeki egemenliğine itiraz etmiş olmaktadırlar. 13

Allah yarattıktan sonra da tasarrufta bulunmaya devam eden bir ilahtır. O,yaratılış ve işleyiş kanunlarının hem yapıcısı hem de koruyucusudur. Arş’a istiva etmesi A’raf suresi (7),54.  Ayette Yüce Allah’ın Kainat’ın tüm yönetimini belli bir mekanla sınırlı olmayan egemenliğinin simgesi kudret tahtından sağladığı ifade edilmektedir. Rablığının yetki sınırları bütün evreni kuşatan Yüce Allah ,kendisine hakkıyla iman edecek olanlardan dünya hayatında O’nun egemenlik sınırlarına tahakküm etmeye kalkan şer güçleri inkar ederek işe başlamalarını istemektedir. Bu yüzden Kur’an’ın bir çok ayetinde Rabbimiz iman etmenin ön koşulu olarak “tağutları inkar etmeyi “zikretmektedir. Yani Tağutu inkar etmeden iman mümkün değildir. Tağutun önünde muhakeme olmayı istemek uluhiyette ve rububiyette şirk koşmaktır:

“Sen ,sana ve senden öncekilere inandıklarını iddia eden (ama)Tağut’un hakimiyetine teslim olmakta beis görmeyenlerin farkında değilmisin?Halbuki şeytani güçlerin kendilerini derin bir sapıklığa yöneltmek istediğini görerek onu inkar etmekle emrolunmuşlardı. ”4/Nisa,60

Allah’ın dininin yerine geçecek kanunlar ve hükümler koyan her somut gerçeklik ve her soyut değer yargısı Kur’an’da tuğyana kalkışmakla suçlanmaktadır. Çünkü kanun koyucu son tahlilde Allah’tır. Cahiliyye’nin(14)asla adaletin güvencesi olamayacak kanunlarını hayatın işleyişinde belirleyici kabul etmek Maide (5),50. ayette Allah’a ortak koşmakla eşdeğer sayılmaktadır.

C- Rububiyette Tevhid İle Yapılan Bilniç Hazırlığı;Ubudiyette Ve Hakimiyette Tevhid’e götürür

İbadetin Tevhidi bilinçle anlamlandırılması şarttır. İmanla küfür arasında sıkışıp kalan,şuurlu bir tercihin neticesi olmayan ibadet Allah katında makbul değildir. Çünkü Tevhid İnancı iki alanda iki egemen fikrini kabul etmez. Örneğin,Camiden çıkıp piyango kuyruğuna giren,bilerek ve tercih ederek,gönül rahatlığı ile günah işleyen kimse Allah’ın hükümranlık alanına tecavüzkar davranışlarından dolayı hem salih amellerinin hubutu (sıfırlanması ) ile karşı karşıya olup hemde gerçeği bile bile sürekli göz ardı ettiği için şirke düşmektedir. İnsan kimin emirlerine boyun eğiyor,baştacı ediyorsa hangi niyetle bunu yaparsa yapsın, O’nun kulu olmaktadır.

Enbiya suresi(21),25. ayette uluhiyet ile ubudiyet arasında kurulan doğru orantı kulluk şuuruna dair Tevhidi bilinç kazandıran bir öğrenim sağlamaktadır: ”Oysa ,Biz senden önce de peygamberleri yalnızca ;’Benden başka ilah yoktur,öyleyse Bana kulluk edin’diye vahyederek gönderdik. ”

Bu gerçek Zariyat (51)/56. ayette de ibadetin bütün varlık alemini kapsayacak genişlikte olduğu şeklinde benze ifadelerle tekrar edilmiştir: ”Bütün görünmez varlıkları ve insanları ‘yalnızca bana kulluk etsinler’diye yarattım. ” 15

Ubudiyette tevhid ;kalbin niyetini ,dilin bir sözünü de kapsayan ,hayatın tamamı ile ilgili bilinçli eylemlerde bulunmayı gerektirir. Amaç,”Allah’tan başka ilah yoktur”düsturunun şehadetini, sadece O’na boyun eğerek ve yalnızca O’na itaat ederek göstermektir. Ubudiyette Allah’ın tevhid ile yüceltilmesi, sadece O’na tevekkül ederek ,sadece O’na adanarak ,O’ndan başkasından yardım dilenmeyerek mümkün olmaktadır. Her tür salih amelle ,bollukta da darlıkta da imdad çağrılarını sözlü ve fiili dualarla Allah yöneltmek ubudiyette tevhidin esaslarındandır.

Yakup peygamberin tedbir ve takdir ile ilgili Kur’an’da örnek gösterilen yaklaşımı,Yüce Allah’ın nihai karar mercii,hakimlerin hakimi olarak daima göz önünde bulundurulması gerektiğini kıssa dili ile öğretmektedir. O ,oğullarına şöyle demiştir: ” Şehre(mısıra)hepiniz tek bir kapıdan girmeyin;her biriniz ayrı ayrı kapılardan girin . Bununla beraber(başınız bir hal gelirse)Allah’a karşı sizin için elimden bir şey gelmez. Çünkü hüküm yalnızca Allah’a aittir. Ben O’na güven duyuyorum ,güvenenler de yalnızca O’na güven duysunlar. ”(12/Yusuf,67. )

Allah’a iman etmek,O’nun emirlerine bağlanıp yerine getirine getirmekle ,yasaklarından uzaklaşmakla anlam kazanır. İbadetlerimizi her tür gösterişten uzak tutmak amellerden elde edilen verimin boşa çıkmaması için gereklidir. Kulluğumuzun hayatın her alanındaki davranışlarımıza yansıması gereken şiarlarını Yüce Rabbimiz Kur’an ‘da muhkem bir şekilde beyan etmiştir. Örneğin ibadeti Allah’a has kılmanın bir tezahürü de,son tahlilde bizim olmayan ,emanet olan,yeryüzünden elde ettiğimiz rızıklardan infak etmek,onları tekelinde tutararak yığdıkça yığan dünyaperestlere benzememektir. 16

Ubudiyette tevhidin esaslarından biri de hayatın tamamını ibadet şuuru ile yaşamaktır. İbadetlerimizi sırf belli zaman ve mekanlara hapsederek yetim ve öksüz kılmamak gerekirCamiden çıkıp kumar oynamak,ticarette hile yapmak,faiz gibi haksız kazançlar peşinde koşmak,kazançlar üzerindeki ihtiyaç sahiplerinin hakkını vermemek,ibadetin salt Allah için olmadığını gösteren tezahürlerdir. Allah katında makbul ibadet,hayatın bütününü anlamlandırandır. Enam suresi’nde bu hakikat şöyle beyan edilmektedir:

“De ki: ’Bakın ,benim namazım,bütün ibadetlerim hayatım ve ölümüm (yalnızca )bütün âlemlerin rabbi Allah içindir. ”(6/En’am,162. )

. . Hayatın bir bölümünde ibadet edip,başka bir alanında şeytanın adımlarını takibetmek,ısrarla bir takım büyük günahlar işlemeye devam etmek; güzelliklerin boşa çıkmasına ,iyiliklerin sıfırlanmasına yol açacaktır. Ankebut suresi (29),56. ayetin sarih beyanlarından öğrendiğimize göre Allah’a ibadette şirke bulaşanlar için zayıf bırakılmış olmak mazereti geçersizdir. Çünkü Allah ,yeryüzünü ve toplum hayatını ubudiyette tevhidin tanıklıklarını ortaya koymak için elverişli olarak yaratmıştır. 17

Anlamsız kavramlar,sanal gerçekler insanların ibadet ettiği araçlar haline gelebilir. Yusuf suresi(12),40. ayette neyin doğru neyin yanlış olduğu hususunda insanların hevalarından ,ilahi ölçüleri hesaba katmaksızın ürettikleri kavramlara kutsiyet atfetmeleri ubudiyette Allah’a ortak koşmakla eşdeğer sayılmıştır. 

Hayatın bir alanında Allah’ı, başka alanlarında ise Şirk’in değer yargılarını esas olarak benimseyen kimselerin yaptığı ibadetten elde ettikleri kazancın kendilerini kurtaramayacağı,hatta o iyiliklerin dahi nihai anlamda hüsranla (iflasla)sonuçlanacağı Hacc suresi(22)/11. ayette veciz bir şekilde ifade edilmektedir:

“Ve insanlardan kimi de vardır ki,Allah’a da kulluk eder(başkalarına da). Öyle ki başına bir iyilik gelse ,ondan hoşnut olur ;ama başına sınayıcı bir güçlük gelse hemen bütünüyle yüz çevirir ve böylece dünyayı da ,ahireti de kaybeder(Hüsran). Zaten hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kayıp ta gerçekte budur. ”

İtaat edilmeyen,sözü dinlenmeyen,buyrukları göz ardı edilen bir ilahın ilahlığından bahsetmek mümkün değildir. Allah’ı hakimiyette birlemeden gerçek bir Tevhid inancına sahip olmak mümkün değildir. O,Malikü’l-Mülk’tür: Bütün egemenliklerin nihai meşruiyet kaynağı Allah’tır. 18

Hükümleri en güzel O koyar. Allah adına kural icad etmek haramdır. Allah’ın koyduğu hükümleri gevşetmek ,katı ve karmaşık hale getirmek veya O’nun insanlar için koyduğu kanunları beğenmeyip yeni yasalar va’z etmek rububiyette ve hakimiyette şirk koşmak şeklinde değerlendirilmektedir. Örneğin ,İsrailoğulları Bakara suresi ( 2),/67-71. ayetlerde anlatılan “inek kurban etme kıssası”özelinde Allah’ın rububiyetteki birliğine gölge düşürmeye kalkışmakla suçlanmışlardır.

İnsanlar bütünüyle Adil bir yönetme iradesine sahip olabilecek hukuk sistemi üretme kabiliyetine sahip değildir. Çünkü yasaları yapanlar, bağlı bulundukları güç odaklarını temsil ettikleri için, belirli bir kişi veya zümrelerin lehine düzenlerler. Örneğin Burjuva sınıfının yaptırdığı kanunlar,Liberalizme ayarlanmış olup toplum karşısında bireyi korurken ;işçiler adına hareket ettiklerini iddia eden bürokratların yaptıkları kanunlar, fertlerin haklarına uygunluk şartını hesaba katmazlar. Yasa koyucular hangi toplumsal sınıf adına hareket ediyorlarsa onu kollayacak şekilde hareket etmektedirler. O halde bütün insanlar için adaleti sağlayacak yasaları koyma hakkı, nihai anlmda hüküm koyucu olan Allah’tır. 19


II- Kur’ani Tevhid'in Esasları

İslam itikadını bir kelime ile özetlemek gerekseydi hiç şüphesiz bu” Tevhid” olurdu. Kur'an Akaidinin temelini oluşturan tevhidin, ilahi vahyin bize ihsas ettirdiği iki yönü bulunmaktadır: Red ve kabul.

Allah'ı soyut ve somut bütün varlıklardan ayrı mütalaa etmek,mevcudatın ve mahlukatın yaratıcıya denkliğini,ortaklığını ve benzerliğini reddetmek;ana karakteri Tevhid olan İslam'ın önkoşuludur. Bütün ilahları red ve inkar ise iki yönlü bir eylemdir: Tecrid ve tenzih.  Tecrid,Allah'ı tüm maddi varlıklardan ayrı tutmak,denkliği ve benzerliği inkar etmektir. Tenzih ise O'nun bütün soyut varlıklarla teşbihini, reddetmektir. 

Tevhid'in ikinci yönü ise kabuldür. Kabul,bir irca(döndürme) eylemidir. Tecrid ve tenzih ile somut ,soyut bütün varlıklarla ortaklığı reddedilen ilahın teke indirgenmesidir. İlahlaştırılabilecek her şeyden Allah'a hicret etmektir. Bütün tanrıları terkedip Samed olana,dengi,eşi,benzeri bulunmayana dönmektir(irca).

Allah’a iman tağutlara isyan etmekle eş anlamlıdır. İman red ile başlar. Önce Allah’ın dışında boyun eğilen,saygı duyulan ,ibadet edilen bütün egemenlik alanlarına Lâ denilmelidir. Bütün tağuti güçler inkar edilmelidir.


III-Allah’a İman Etme Kabiliyeti İnsanın Özüne Yerleştirilmiştir

Yüce Rabbimiz varlığını sınırlı ölçüde de olsa idrak etme yeteneğini insanoğlunun tüm benliğine yerleştirmiştir. Sınırlı iradi alanda isyan etse bile beşerin bizzat kendisi O’nun sonsuz kudretine tanıklık eder. İnsanın ufkunda ve içinde yer alan ayetler ,yaşayan her olgu ve olay yaratıcıya dair yeterince olağanüstü kanıt taşımaktadır. Kainattaki kozmoz(düzen)da insanın fıtrat ve vicdanını uyandırması ,kendine gelmesi ,kalbinde hakikatin pırıltılarını oluşturması için kafi derecede delil vardır. 20

İlahi kelama dayanan Kur’an ayetleri nasıl olağanüstü etki gücü ile Allah’ın sınırsız güçlerine dair kanıtlar taşıyorsa, insanın özünde yer alan ve dışında cereyan eden olgu ve olaylar da onların yartıcısına dair karşı konulmaz olağan görünümlü ayetlerle doludur. Fussilet suresi 37. ayet, akıl ile ve derin bir tefekkürle düşünenler için gece,gündüz,güneş,ay v. b. olguların davranışlarında sonsuz kudret sahibi bir yaratıcının varlığına ve birliğine dair kanıt olacak nice ayetlerin bulunduğunu haber vermektedir.

Gökler ve yerin fiziksel gerçeklikleri,işleyişleri ilahi gayenin gerçekleşmesi bakımından kusurlardan arındırılmıştır. Kaf suresi(50),6-8. ayetlerde işaret edildiğine göre;çevresi itaata mecbur olan,hayran bırakıcı bir şekilde görevlerini yerine getiren kevni hakikatlerle dolu insanoğlu bunların kendisine hizmet için yaratıldıklarını kavrayabilecek yetenektedir. O halde iradeli olarak yaşam sürdüren insan gerçeği , hem üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.  Hem de kendisi ile diğerleri arasındaki farkı ayırdedip eşyanın künhüne varabilecek vasıfta olmak; Yaratıcı’ya şükür borcu ifa edilmesi gereken bir durumdur.

Fakat Yunus suresi (10),101. ayette belirtildiğine göre ayet ve uyarılar ne kadar çok olursa olsun sadece Muttakiler;kendilerini Yüce bir gücün arındırmasına muhtaç hisseden alçak gönüllü kimseler, hakikatler ile yüzleştiklerinde ibretli sonuçlar çıkarırlar. 

Yokluğun, varlığın sebebi olamayacağı ve hiçbir şeyin bir nedene dayalı olmaksızın gerçekleşmeyeceği hakikati her insanın akli melekesidir.  Allah’ın varlığını ve birliğini, O’nun kudretine tanıklık eden evrendeki düzeni bilinçli bir şekilde düşünerek bulmak mümkündür. Bu konuda İbrahim peygamberin Risalet öncesi hakikati arayış kısssası örnektir. O kainattaki işaretleri hikmetle düşünerek yaratan bir ilahın varlığına ulaşmıştır. Ancak ilahi vahyin rehbeliği olmadan bütün sıfatları ile mükemmel vasıflara sahip olan Allah’ı O’na layık bir şekilde takdir ve tefekkür etmek mümkün değildir.

İnsanoğlunun akletme kabiliyetleri, varlık alemindeki mükemmel dengelerin tesadüfen olamayacağı gerçeğinden hareketle Yaratıcı ilah tasavvuruna ulaşmakta zorluk çekmez. Çünkü Yüce Rabbimiz Fitri vahiyle özümüze varlığını anlama kabiliyeti yerleştirmiştir. Araf suresi 172. ayetin sarih anlatımından anladığımıza göre “Elest Misakı”bazı ruhçu ideolojilerin iddia ettiği gibi Ruhlar Alemi’nde değil, her insanın yaratılış sürecinin başlangıcında maddi varoluşla(döllenmiş yumurta)eş zamanlı olarak gerçekleşmektedir. 21

Şirk ve küfür gibi günahların hastalıkları bu misakın inkarı ve unutulması ile oluşmaktadır. Böylece ortak koşan kendi yaratılış özünde yer alan ilahi değerleri yalanlamakta ,anlaşmaya ihanet etmiş olmaktadır. 22

Bu yüzden Kur’an’da Allah’ın zati varlığını ispat konusunda yoğun bir gayret ve telaş gözlemlemek mümkün değildir. Rabbimiz yarattığı varlığa güvendiği için,kendisini ispat konusunda hiçbir karmaşık felsefi delile başvurmamaktadır. Çünkü Şems suresi (91)8. ayette ifade edildiğine göre, insan nefsi(özünde taşıdığı değerler)ni yüce Allah iki boyutlu kılmıştır: Fucur ve Takva.  Buna göre Fucur,kötülük işleme eğilimlerini,Takva ise iyiye yönelme istidadını ifade etmektedir. 23

Kainatın ve tabiatın her bir zerresinde yer alan nurlarla, hem de kendi özümüzde yerleştirilmiş bulunan bürhanlarla Yüce Allah ,varlığına dair görsel ayetleri akılların idrak sahasına birer delil olarak bahşetmiştir. Allah’a imanın Fıtrat’a(insanın doğuştan taşıdığı tabiatına,yaratılışına)yerleştirildiğine ilişkin iki kanıt öne sürmemiz mümkündür:

Birincisi;insanlık tarihinde gereğince takdir edilmemiş de olsa Yaratıcı bir ilahın varlığını kabul edenlerin çoğunlukta olması; bir yaratıcı tasavvuruna sahip olmayan akımların taraftarlarının ise son derece az olmasıdır.

İkincisi;zorluklar karşısında yüce bir güce sığınma ihtiyacıdır. Diğer zamanlarda,refah içerisinde konforlu bir şekilde yaşarken Rabbini unutmuş gibi gözükse de, olağanüstü tecrübeler esnasında insanların üstün bir güce sığınma ihtiyacı hissetmesi Allah’a imanın doğuştan kazandırılmış bir yetenek olduğunu göstermektedir.

Can güvenliğinin tehlikede olduğu, bilinçleri aşırı uyaran,alışık olunmayan çeşitli olaylar karşısında neredeyse bütün insanların sığındığı tek merci Allah’tır.  Örneğin deprem gibi, sel felaketi gibi ruhlarda meydana gelen infialler esnasında, fırtınalarla boğuşan bir gemide yahut alışık olunmayan,insanı dehşete düşüren olaylar karşısında sonsuz kudret sahibi olan bir varlığa olan düşkünlük fıtratımıza yerleştirilmiş bir duygunun eseridir.

Böyle bir anda gerçekleşen Allah’a yönelişin kabul görmeyeceği gerçeğini bize Kur’an’da beyan eden Yüce Rabbimiz bir çok ayette insanın sadece sıkışınca Yaratananını hatırlayıp rahata erince unutmasının kendisi için felaket olacağını haber vermektedir. 24

Allah kullarının kalplerini,gönüllerini yüce bir yaratıcıya boyun eğip inanacak tıynette yaratmıştır. Mükemmel bir Yaratıcı olan ilahın varlık sahnesine çıkardıkları üzerinde tefekkür ederek aklen böyle bir Rabbin ,hiçbir ortağı olmayan ,ibadetin kendisine yöneltilmesi gereken ,egemenliğinde ortak bulunmayan,hayat veren,hayatı devam ettirici rızıkları bağışlayan ,öldüren ,dirilten,kısaca her türlü eksiklikten münezzeh biri de olması gerekir. Allah’ın varlığına ilişkin Kur’an’da anılan deliller,insan aklına “Elest Misakı”ile yerleştirilen melekelere hitap etmektedir. Bunları üç ıstılah ile özetlemek mümkündür: İbda,Kemal,Gayelilik. 
A- Allah’ın varlığına dair insan aklına hitabeden Kur’ani deliller:

1-İbda Delili: Benzersiz,örneksiz,ilk olarak varlığı yokluktan yaratmaktır. 25

Sonradan yaratılan bir şey ne kadar mükemmel olursa olsun yaratıcı olamaz. Evrendeki her şey,insan da dahil hadistir,yani sonradan meydana getirilmiştir. (26)Her hadisin bir Muhdis’e(varediciye)ihtiyacı vardır. Önceden varolmayan bir şeyin Muhdis olması mümkün değildir. Çünki,sonradan olanın muhdisi hadis olamaz.

Allah Teala örneksiz olarak bütün mevcudatı ve mahlukatı yaratıp bir kenara çekilmemişlerdir. Sonra aralıksız yaratmaya devam edip yenilemiş,tesfiye etmiştir. O halde Aristo’dan ilham alan filozofların iddia ettiği gibi Allah’a ilk muharrik sıfatı nisbet edilemez. Çünkü kendisine yorgunluk dokunmayan Rabbimiz yaratıp kenara çekilmez yarattıkları üzerindeki kontrol ve denetimini sürdürmeye devam eder.  27

2- Kemal Delili:  Varlıkların yapıları ve görevlerini yerine getirmedeki mükemmel işleyişleri de, insanoğlunun eksikliklerden,kusurlardan hoşlanmayan, sürekli olarak değişimlerle bıkıp usanmayan tekamülü hedefleyici sanatsal faaliyetleri de “Kemal”duygusunun gerçekliğinin tartışılmaz kanıtıdır. Kainatta gerçekleşen olaylar tamamen mükemmel ve noksanlıktan azade olsaydı ,bu durum maddenin ilahlığına hükmeden Materyalistler için güçlü bir kanıt olurdu. Oluş ve bozuluşun bir arada gerçekleştiği Evrendeki olguların kendisi değil ,onları Allah’ın yönetmesi mükemmeldir. O halde Kemal ,eşyada değil onu en kusursuz bir şekilde denetim altında tutan güce ait bir sıfattır.

Algı alanımız içinde yer alan alemde bütün mükemmelliğine rağmen eksikler,hastalıklar,çeşitli kusurlar vardır. O halde kemal duygusu kendiliğinden varolan bir his değil, mutlak kemal sıfatlarına haiz bir yaratıcının vergisidir. 28

Eksiklikler ile kayıtlı bir varlık olan insanda mükemmeli isteme ,sürekli daha iyi için çırpınıp durma,bunun için çeşitli sanat dallarını,endüstri kollarını kullanma telaşı gözlenmektedir. O halde işleyişi ve amaçlarına uygun hareketleri kusursuz, ama tezahürleri mutlak kemal içermeyen” Alem “,Kemal duygusunun kaynağı olamaz.

Secde suresi(32),7. ayette beyan edildiği gibi Allah mükemmel yaratıcıdır. Öyleki O’nun yarattıklarının aynısını veya benzerini bütünüyle taklit bile mümkün değildir. Alemde bizim görebildiğimiz eksiklikler için aceleci yargılarda bulunmak mümkün değildir. Çünkü yaratma sürecinin nereye kadar devam edeceğini sınırlı beşeri idrak yeteneklerimiz tam olarak kavrayamaz ki ânın yargılarında haddini aşan bir kesinlik bulunma hakkı doğabilsin. 29

Evrende varolan işleyişteki kusursuz denge;bizi hem kemal sıfatlarına haiz bir yaratıcıya ulaştırmaktadır ,hem de yaratıcı ilahın tek olduğuna dair kesin bir kanıt olmaktadır. Çünkü Taha suresi 50. ayette belirtildiği gibi Allah’ın ortakları olsaydı,ortaklar arasında mutlaka anlaşmazlıklar çıkar ve Evrendeki mükemmel düzen bozulur giderdi. Göklerin ve yerin mükemmel yapısı,hacimsiz direklerle görünür bir dayanağı olmadan ayakta duruşu ,gece ile gündüzün ahenkle birbirini takip edişi ,düzenli güzargahında akan bulutlar,toprağı canlandıran yağmurlar v. b. Kainat’ı bilinçli mükemmel bir yaratıcının idare ettiğine birer güçlü kanıt olarak Kur’an’da beyan edilmektedir. 30

3- Gayelilik Delili: Temyiz yaşına gelmiş hiçbir insana çevresindeki, özellikle insan üretimi şeylerin bulundukları yerde amaçsız olarak ,tesadüfen varolduklarını kabul ettiremeyiz. Sıradan küçücük şeylerin gayesizce dizildiğini tabiatı gereği kabul etmeyenler ,nasıl olur da koskoca Kainatta trilyonlarca hareket halindeki canlı türünün ve de kendisinin bir amaç için yaratıldığını kabul etmez?Bunun bir tek cevabı vardır: Bencillik,yani ilah olarak hevasını benimsemek.

Bulutların hareketleri ve taşıdığı yağmur yükleri,yakın göğün direksiz olarak yükseltilip yıkılmadan ayakta tutulması,dağların kazıklar gibi çakılıp dikilmesi,kıtalar,bağlar bahçeler yapmaya elverişli olarak yayılmış yeryüzü,birbirine karışmayacak evsafta yaratılan tatlı ve tuzlu su kütleleri,vadilerden akıtılmış nehirler,her şeyin iki cins yaratılmış olması,bitkileri dölleyen rüzgarlar v. b. olgular bakmasını bilen gözler için Allah’ın sonsuz gücüne dair ibretler taşımaktadır. Rabbimizin yarattığı her şeyin bir amacı vardır. 31

Allah Kainattaki hiçbir şeyi oyun ve eğlence olsun diye yaratmamamıştır. Bu O’nun Kemal vasıflarına halel getirir. Çünkü Allah oyun ve eğlence gibi kendisine yakıştırılabilecek her tür beşeri ihtiyaçtan münezzehtir. ”Biz gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi sırf bir oyun olsun diye yaratmadık. ”Duhan(44),38. ayet (32)


IV- Allah’ı Takdir Etmede Rastlanan Asli Kusurlar

Bir büyük yüce güce olan inanç en ilkel kabilelerden en modern toplumlara kadar daima rastlanan bir olgudurAllah katında kabul görecek olan ise,içine zulüm karıştırılmamış imandır. Yani kaynağı ilahi vahiy olan Tevhid inancına dayalı bir Rab tasavvurudur. Zaten Kur’an’da Allah’ın varlığına dair ayetlerdeki mesajın ana gayesi soyut bir ispat gayretine yönelik değildir.

Kur’an’dan izlediğimiz yönteme göre ispat çabasının amacı, Kemal sıfatlara haiz sonsuz bir gücün varlığına dair kanıtları ortaya koyarak insanın akli melekelerini harekete geçirmektir. Takibedilen Kur’ani yöntem bilinenden bilinmeyene(şuhuddan gayba)doğrudur. 

Allah’ın varlığına dair Kur’an’daki ayetlerdeki amaç kavrayabildiğimiz kadarıyla yakın tabiatta ve tüm Kainattaki hayranlık uyandıran ahenge,boşluk kabul etmez sisteme dikkatleri çekerek Yaratıcı’ya şahitlik eden kanıtları ortaya koymaktır. Böylece olguları ve olayları selim bir akılla düşünüp hikmetlerini kavramaya çalışanlar için nice ayetler bulunan Evren’e ibretle bakmak,ilahi hakikate giden yoldaki ilk adım olmaktadır. 33

Varoluşunu ilahi vahiyle anlamlandırmayan bütün beşeri düşünce ve ideolojiler Yaratıcı’yı takdir ederken iki tür kusur işlemektedirler: Tamamıyla inkar ;Örtülü inkar. Yüce Allah’ı bütünüyle inkar edenler insanlık ailesinde her zaman azınlığı temsil etmektedirler. Bu yüzden sebep, küstahlıkta kulluk sınırını hayli aşan böylelerinden söz eden çok az Kur’an ayeti vardır. 34

Asıl tehlike rengini açıkça ortaya koymayıp münafıkça hareket edenlerdir. Fıtratın feryadını bütünüyle bastırmaya güç yetiremeyen insanoğlu ihanetini genellilkle şirk koşmadan inanmamakta direterek göstermektedir. Yalnız Allah’a imana çağrılınca yüz çevirip, eş koşarak inanma girişimlerine çanak tutan ve hemen kolayca destekleyen iflah olmamakta direten insan davranışından Mü’min suresi (40),12. ayette şöyle söz edilmektedir: ”. . . Tek Allah’a her çağrıldığınızda bu hakikati inkar ettiniz ,ama O’na ortak koşulunca hemen inandınız. Artık hüküm,büyük ve yüce Allah’ındır. ”

Müşrikin alameti farikası Zümer suresi (39),45. ayette belirtildiğine göre,Allah’ın adının şirksiz olarak anılması halinde kalbinin nefretle çarpması;O’nun katında değerli olmayan güç merkezleri anıldığı zaman ise yüzünde gülücükler açmasıdır. İbrahim suresi (14),2-3. ayetlerden öğrendiğimize göre ise ortakları ile birlikte bir ilaha bağlanma arzusu insanoğlunun bencilliğinden kaynaklanmaktadır.

Dünyanın geçici ama süslü nimetlerine tutku ile sarılmak isteyen aceleci davranan,kişisel çıkarlarına ölçüsüzce bağlanan insanlar;kendileri Ahiret’i unuttukları gibi Rablerine karşı sorumluluk bilinci ile hareket eden müslümanları da doğru yoldan alıkoymaya çalışırlar. Enfal suresi,36. ayette beyan edildilği gibi mallarını ve bütün olanaklarını Allah yolundan caydırmak için kullanan dünyaperest müşrikler Rabbimizin hakka götüren yolundan saptırmak için ilahi vahyin tanıklığını yapan salih amellerin önüne kuru gürültülerle ve zorbalığın örgütlü çığırtkanlıkları ile engeller çıkarırlar.

Doğrudan doğruya Allah’ın varlığını reddetme telaşına düşenler dahi aklın sınırlı yeteneklerinin tıkandığı noktada tesadüflerin ve bilinemezciliğin(Agnostizm’in)batağına saplanıp kalmaktadırlar. Yüce yaratıcıyı tamamıyla inkar etme sahteliğine yönelenlerden Kur’an’da çok az söz edilmiş olması gerçeği bize Tevhid-Şirk mücadelesinde asıl tehlikenin yönü hakkında ipucu vermektedir. Şeytan bile Allah’ın zati varlığını inkar etmemekte hatta O’na dua etmektedir. Ancak şeytanın bu zorunlu pazarlıklı teslimiyeti onu ve takipçilerini müşrik olmaktan kurtarmamaktadır. 35

Müşrik Araplar da Allah’ı bütünüyle reddetmemekte,O’nu yaratıcı olarak kabul etmektedirler. Fakat O’nun egemenliğini paylaştığı ortaklarının olduğunu iddia ederler. Allah’ın çeşitli ilahlar,rabler,veliler,niddler,şahitleri ortak olarak edindiğini iddia ederler. 36

Ateizm(tamamıyla yaratıcıyı inkar etmek)yer yüzündeki Adalet cihadında sahte bir hedeftir. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük zorbaları,diktatörleri bile yaratıcılık iddiasında bulunmamıştır. Mesela Firavun sıkışınca,zorda kalınca Allah’a teslim olmuştur. Fakat bu teslimiyet icbara tabi tutulmayan özgür bir irade ile olmadığından değersizdir. Çünkü Allah’ın bağışladığı olanaklar, istikbar ahlakını tercih etmekten dolayı heder edilmiş, Rabbimizin dünyadaki egemenlik alanına küstahça girilmiş ve bu tavır ölüm anına kadar sürdürülmüştür. 37

. Firavun’un,Yüce Allah’ı hayatın belli merkezlerin kovma girişimi; günümüzde sekülerizm ve laiklik(38)silahlarıyla yapılmaya çalışılmaktadır. Bu iki kavram ile Rabbimizin gönderdiği Din’in şeriatını siyasal , toplumsal ve kamusal alanlardan kovma mücadelesi verilmekte, Hannaslar’ın dili ile kalplere Rabbani gerçeklerden şüphe duymayı ilham eden vesvese malzemelerinin harcı karılmaktadır. Bu vesile ile hakikati bulandıran fitne tohumları cahiliyye bataklıklarında büyütülmektedir.

Kur’an itikadına göre bir insan icmalen iman ettiğini izhar etse,bazı ibadetleri de yerine getirse, hayatın rengini belirleyen toplumsal ilişkilerin temel ölçülerini,siyaset,ekonomi ve ahlakın ilkelerini hakimiyetinde ortak tanımayan Allah’tan başka bir gücün değer yargılarına göre düzenlemeyi savunsa müşriktir. Bütünlükten yoksun bir soyut iman iddiası,sözde salih amellerin değerini sıfırlamakta,bütün artıları eksiye çevirmektedir.  Çünkü Allah ile indirdiği şeriatının bazı unsurları üzerinde pazarlıklığa girişmek şirktir. Şirk ise tüm güzellikleri ve hayırlı işleri etkisiz hale getiren affedilmesi imkansız bir günahtır. 


V-Şirk’in Temel Felsefesi:  İlah Olarak Heva’yı Kutsamak

Heva Kur’an’da bütünüyle olumsuz anlamda geçen bir kavram olup insanların kötü tutku ve arzularını ifade etmektedir. (39)Bu yüzden Allah ile olan ilgisini kulluk bağı ile oluşturmayanlar Kur’an’da ilah olarak hevasına ibadet etmekle suçlanmışlardır. (40)

Heva'yı ilahlaştırmak ,şirkin temel yanlışıdır. Çünki insanlar başka tanrıları putlaştırırken dahi kendilerini kutsamaktadırlar. Somut tapınma yaptıklarında da soyut değerleri ilahlaştırdıklarında da kendi ürettiklerini kutsallaştırmaktadırlar. İnsanların hevasını ilah edinmesinin nedeni ,Allah’ın sonsuz gücü ve rahmeti karşısındaki acziyetlerini itiraf etmemeleri veRahman’ın mütevazi kullarına yakışan tevazu hislerini terketmeleridir.

Tevhid inancının önündeki en büyük engel;insanın kendini kendine yeterli görüp,hak etmediği gurura dayalı bir özgüvenden dolayı ilah olarak hevasına güvenmesidir. 41

Ra’d suresi (13),28. ayette dillendirilen ”Kalpler ancak Allah’ın zikri ile huzura erecektir”hakikatine uygun davranan mü’minler ,hakkani değerlerle nefsin olumsuz tutkuları olan heva (fucur)arasında doğru tercihi yapmış olmanın sukuneti içindedirler. İman ile gelişen selim akıl,yaratılıştan gelen Rabbani değerlere bağlanabilme yeteneklerini de kullanarak geçici bedensel arzuların baskısından kurtulup mutmain olma imkanı vermektedir.

Hevasına uyanlar ise, insanın yaratılıştan gelen dur durak bilmeyen arayış gerilimini asla dindirmeyecek sahte isteklerin ardında hayatlarını heba etmektedirler. Bedensel arzuların cazibesine kapılarak Ateş’e sürükleyici arzuların peşinden sürüklenmektedir. Böylece insanı huzura ulaştıran imanın meyvelerinden mahrum kalmaktadırlar.

Bu durum hevasının tutkularının ardından biteviye koşanlarda huzursuzluk ve gerilime yol açmaktadır. İşte manevi dünyası fırtınalı böylelerini Rabbimiz A’raf suresi ,175-177. ayetlerde “köpek gibi “davranmakla suçlamaktadır. ”İmdi ,Biz eğer dileseydik onu ayetlerimizle yüceltir,üstün kılardık . Fakat o,hep dünyaya sarıldı ve yalnızca kendi arzu ve heveslerinin(hevasının)peşinden gitti. Bu bakımdan ,böyle birinin durumu,kışkırtılan bir köpeğin durumu gibidir. Öyleki, onun üzerine korkutup varsan da dilini sarkıtıp hırlar,kendi haline bıraksan da . . . ”(7/A’raf,176. )


VI-Allah İle Alem Ve Allah ile İnsan İlişkisi Bağlamında Varlığı Algılama Biçimleri
Yeryüzünde olguları ele alma ve yorumlama,bunlar arasında kendi yerini tespit etme çabası, insanoğlunun asla vazgeçemediği bir tutkudur. Bu tutkudur ki felsefeleri,ideolojileri ve dinleri ortaya çıkarmıştır. Tevhid dini islam'ın Allah-alem ilişkisini nasıl yorumladığını karşılaştırmalı bir şekilde ortaya koyabilmek için varlık felsefelerine kısaca göz atmakta fayda vardıtr. Felsefelerin ve dinlerin ortak yanlarından hareketle Tanrı-Âlem ilişkisini;varlığı kavrama ve algılama şekillerini üçe indirgeyebiliriz:


A- Vahdet-i Mevcutçu Algılayış: Varolan her şeyin bir ve aynı olduğunu kabul etmektir. Buna göre varlık madde ve enerjiden ibarettir. Enerji ise aslında maddenin devinimi ile oluşmuş,onun bir başka biçimidir. Böyle bir tasavvur şeklinde usul gereği aşkın bir güce yer yoktur. Bütün materyalist akımlar öz itibariyle bu şekilde düşünmektedirler.  Bu düşünceyi özetleyen tümce,”her şey O'(madde)”dur. O ise maddede içkindir. Aşkın olan bir şey yoktur42 42-. Hemeost;her şey O’dur. 

Mevcut olan her şeyi tanrı ile bir tutmak yahutta var olan her şeyi maddenin kendi içindeki kısır döngüsü ile açıklamak temelde aynı kapıya çıkan bir ideolojinin öncülleri ve öngörüleridir. Çünkü maddeden aşkın bir ilah kabul etmemekle, maddeyi ilah kabul etmiş olmaktadırlar.

Panteizm Vahdeti Mevcudun bir başka ifade şeklidir. Düşüncesinin çatısını Alemin ruhunun Tanrı olduğu anlayışı üzerine kurmuştur. Elektrik ile ampul arasındaki ilişkide Tanrı elektriğe benzetilmiştir.

B- Vahdet-i Vücutçu Algılayış:  Bu felsefe maddeden aşkın bir Ruh veya Tanrı telakkisine sahip olmasına rağmen Mevcutçularla aynı kapıya çıkan benzerlikler içermektedir.
Oyla...  
 

Semerkand Dergisi'ni Takip Ediyor musunuz?
Evet
Hayır
Elime Geçerse Bir Karıştırıyorum

(Sonucu göster)


 
Reklam  
   
Ayın Konusu  
   
En Güzelden En Güzel Dua  
  Ey Rabbim! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, eli kolu dökülür derecede takatsızlıktan, kasvetten, gafletten, zilletten, azlıktan, meskenetten sana sığınırım. Fakirlikten, küfürden, fısktan, şekavetten, nifaktan, yapdığını insanların duyması ve met hetmeleri için yapmaktan, riyadan, sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzzamdan, abraslıktan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım.
(Hadis-i Şerif)
 
Merhaba Ey Aşkı Baki  
 


 
Yarim Yarim  
 

Yarim Yarim

İşte gidiyorum yalan dünyadan
Vuslata ermeden sana doymadan
Dua et koşarak gelip arkamdan
Kabrimde göz yaşı dök yarim yarim

Bilmedim ne yaptım neydi ki suçum
Ağlarken göz yaşı dolar avucum
Mezarda bekliyor seni baş ucum
Seneden seneye gel yarim yarim

Bir acı kalbimin orda bir yerde
Dinmiyor sızısı çok derinlerde
Unuttun sormadın acep ne halde
Aklına düşersem sor yarim yarim

Ne idim ne oldum halim perişan
Gözümden gitmiyor suretin bir an
Gün olur gelip te beni ararsan
Mezarlık adresim bil yarim yarim 

 
Şu An 10 ziyaretçi buradalar.
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=